Sesimi kaybettim.
25 Aralık 2009
Hükümsüzdür. Genel sağlık durumum fena sayılmaz ancak nedense ses tellerimde grev var. Tekel mamulleriyle ilgim olmamasına rağmen birkaç gündür konuşmak zorunda kaldığım herkes bana travestiymişim gibi bakıyor. “Zorunda” diyorum, çünkü mecbur kalmadıkça kimseyle konuşmuyorum ve bütün konferanslarımı vs. erteledim :) Şaka şaka!
Konumuza gelelim: Yılbaşı. Miladi yılbaşını ben de geri kalan bütün vatandaşlarımız gibi milat kabul ettim nedense. Büyük çaplı bir açılım düşünmüyorum ancak uzun zamandır tozlu köşelerde kalmış planları ıslak bezle sileceğim. Onlardan ilki de şu an okumakta olduğunuz bu gibi yazılarımızın sıklık ve niceliğini artırmak olacak. Dikkat ettiyseniz “biz”li özneler seçiyorum ki siyasete ısınayım. Bilen bilir, birkaç asır sonra memleketime davullar zurnalarla belediye başkanı sıfatıyla dönebilirim. Henüz teklif gelmedi ama gelirse değerlendiririz! Biz.
2010’da kitap bile çıkarabilirim! ...biliriz! Biz! :)
Oyla
Yine uzun soluklu bir ayrılık ardından yazıyorum. Bu sefer ciddi bir ara söz konusu.
Sebeplerini sorgulamaya gerek yok.
İstanbul yine yağmurlu günlerine döndü. Beni uyandıran da gökgürültüsü oldu. İyi de yaptı, çünkü berbat bir rüya görüyordum. Anlatayım: Daha önceleri rüyalarımda defalarca düşen uçaklara şahit olmuştum. Hatta unutamadığım birinde yeni havalanan bir yolcu uçağına pilot fazla gaz veriyordu ve uçağın burun kısmı yerden 90 derece havadaydı! Bu şekliyle çok dayanamadı ve dik bir şekilde yere çakılmıştı. Bu durumun gerçek hayatta olması çok düşük ihtimaldir. Flight Simulator tecrübelerime dayanarak, uçağın yere dik şekilde uçtuğunda kendini havada tutacak gücü bulamamasına "stall" deniyor. Sanırım "İrtifa kaybediyoruz kaptan!" da aynı durumu özetliyor.
Bu seferki rüyam farklı türdendi: Cessna tipi küçük bir uçak havada düzensiz şekiller çiziyordu. Havada girdaba yakalanmış gibi,
sol yanına doğru lerliyordu ve kuyruk kısmı pencereme bakıyordu. "Eyvah, uçak düşüyor!" şokunu atlatıp hemen fotoğraf makinemi aramaya koyulmuştum. Onunla video çekip adli sürece kanıt sağlama çabasındaydım ama makineyi bir türlü bulamıyordum. Uçağın havada çizdiği daire giderek daralıyordu ve merkezinde de ben vardım. Evi terkedip terketmeme arasında tereddüt yaşarken kendimi yatakta buldum. "Uçak düşüyor, benim yatakta ne işim var" şeklindeki fevri özeleştirinin ardından gözümü açtım. Etrafta uçak da yoktu, "Günaydın" diyen kimse de...
Uçaklar havada güzeldir. Hep havada kalsınlar.
Oyla
Milletçe ne kadar tembelleştiğimizi düşünüyorum ve sürekli bunu ispatlayan olaylar etrafımızı sarıyor. Başbakanın ağzından çıkan her söz moda oluyordu. Bunun başbakanla ilgisi yok aslında. Konu milletin, daha doğrusu basının günlük yaşamda kullandığı sözcük sayısının giderek azalması. "Açılım"ın da buna son örneklerden biri olduğunu düşünüyorum. Bir moda oldu ki sormayın. Herkes gibi açılımı ben de seviyorum. Ama ben açılımın yatay düzlemde ve yufkayla yapılanını seviyorum. Araya bolca fıstık olacak. Sonra bir açılım daha. Tekrar fıstık. Açılım üstüne açılım.
Bu aralar en çok açılımı yapılan şey güllaç. Herkese afiyet olsun. Bu açılımı kaçırmayın. Ama fazla açılmayın :)
Oyla
Okuldan mezun olduğum yaz, üç yıl önce bu vakitler, bir iş görüşmesine gitmiştim. Mülakatlar konusunda ilk tecrübemdi, heyecanlıydım. Yabancılara İngilizce vasıtasıyla özel ders şeklinde Türkçe öğreten bir firmaydı.
Firmanın çok akıllı patronu, mülakatta bana "Antalya, Ankara ve Amerika arasında ne tür bir ilişki vardır?" şeklinde bir soru sordu. Ben de "Ne açıdan ilişki?" olduğunu sordum. Yani hangi açıdan bakacağız? Karşımdaki Emrehan Halıcı olsa "üçü de a'yla başlayıp a'yla bitiyor" derdim. Ama bu kişi (dikkat ettiyseniz sözcüklerimi oldukça filtreliyorum) soruyu kategorilendirmedi ve bana da izin vermedi. "Tarihi boyutta başka, coğrafi olarak başka, ekonomik, dilbilgisel, sosyolojik, kültürel, fiziksel açılardan başka ilişkiler çıkacaktır." dedim. Şahsiyet bana soruyu anlamadığımı söyledi. Bu yüzden beni işe almadı.
Kendisine çok teşekkür ediyorum. Az kalsın böyle aptal bir kişiyle (artık filtre yok) çalışacaktım.
Benim zekamı ölçmeye çalışan şahıs, bunu doğru yoldan yaptığını düşünüyor. Durum gayet net: iş tecrübem olmayışını bahane göstermeyip, kendimi salak hissetmemi sağlamak istiyor. Cevabı olmayan sorusuna cevap veremediğimi düşünmemi istiyor. O zaman da duymadım, şu an da hiç pişmanlık duymuyorum.
Zaman zaman bu zavallıyı düşünüyorum, düşünüyorum, üzülüyorum...
Alakasız Not: Duygu ve Emre, mutlu yıllar :)
Oyla
|