İstanbul’a kar yağdı.
23 Ocak 2010
Geçen salı İstanbul’a kar yağdı. Kendisinden günler önce şanı geldi. O kadar gürültü çıkaran kar meğer bir avuç bir şeymiş. Anlayışla karşılıyoruz tabii. Kar görmemiş insanların arasındayız. “Asıl kar cumartesi gelecek” diyorlardı, geldi.

Gece sağolsun defalarca uyandırdı. Sabah da ortalığı birbirine kattı. İstanbul bu kadar karı nadir gördüğü için hemen de felç oluverdi. Hayır, kar görmesem, heralde yerlerde yuvarlanacaktım. Ben gibi Kütahya asıllılar için kar yeterince sıradan. Ancak hayatımdaki en fazla kara battığım dönem askerliğimdi. Van Gölü’nün dibinde, askerlik yaptığım lojmanları çevreleyen 40 santimlik duvarın meğer 40 santim olmadığını dört ay sonra, mayıs ayında karlar ancak eridiğinde öğrenmiştim. Yerli halk için anormal bir durum değildi. Kaldırımda binaların açığından yürürdük çünkü tepelerde kurbanını bekleyen birkaç metrelik buzdan mızraklar oluşuyordu. Üzerimde yedi farklı giyecek olurdu, yine de üşürdüm. Sürekli eksinin altını gösteren derecenin bozuk olmadığını da yine mayıs gelince öğrendim. Tek bir noktası görünmeden kara gömülen arabalar, iki kat bere, üç kat eldiven, buzda kayıp düşenler, kartopundan çok buztopu oynayanlar oradaki geçici hayatımızın parçasıydı. Hiç unutamadığım anlardan biri de gecenin üçünde, -35 derece havada, betona döktüğüm yarım şişe suyun üç saniyede buza dönüştüğüne şahit olduğum zamandı…

Şimdi hepsi masal gibi geliyor. Diyordum. İstanbul’daki kar maceramız başladı. İki yıl aradan sonra, askerden hatıra bere ve eldivenime muhtaç oldum. Tamam, biraz yağdı ama o kadar da değil yahu! Beşiktaş’ta karlar aşağıdan yukarı doğru yağıyor gibiydi. Taksim’den Pangaltı’ya giden yolda her türden arızalanmış araç gördüm. Ben de bu esnada “arızalanmış” yerine “yolda kalmış” sözcüğünün daha uygun olacağını düşünüyordum. Harbiye’de alnında “arızalı” yazan otobüsler kuyruk olmuştu; Pangaltı’da gençler arızalı vosvoslarına el atan amcaya teşekkür ediyordu. Bir an kendimi başka bir coğrafyada hissettim.

İstanbullu böyle bir cumartesi yaşadı ve söylenene göre pazartesi akşamına kadar bu durum devam edecekmiş.
Oyla
Jo
21 Ocak 2010
Yıllar önce gördüm,
çok beğendim,
hayran kaldım,
"Budur" dedim,
"Alalım" dedim,
"Alalım" diye bağırdım...

Galatasaray aldı...
Oyla
Hapşırık konusu
5 Ocak 2010
Boğazlarımdaki: yani benim gişelerdeki sıkıntıdan dolayı giriş-çıkışlarda kontrolü kaybettim ve bu da bu aralar çok hapşırmama neden oluyor. Bilen bilir; benim hapşırmam ciddi bir doğa olayıdır. O kadar şiddetli ve tazyikli hapşırırım ki, eğer o dönem yaşıyor olsaydım, Fatih’in toplarından bile daha püskürtücü olurdum. Askerdeyken de bi hapşırırdım, herkes siper alırdı! Askerliğim, bu teyakkuz anlarına son vermeye çalışmak, herhangi bir acil durum olmadığını anlatmaya çalışmakla geçti. Bu durumla her zaman alay konusu oluyorum. Domuz gribine yakalanmadığıma seviniyorum, çünkü eğer hastalığa yakalanıp da bir hapşırırsam, maazallah, tek seferde yüzbinleri hastalıkla tanıştırabilirdim! Nefesimi daha ulvi amaçlarda kullanmam gerek. Mesela metro kazılarına yardımcı olabilirim. Biraz karabiber ve Red Hot Chili Peppers yeter. Onlar da bu konudaki şanımdan esinlenerek “Can’t Stop” isimli güzide eseri seslendirdiler, eksik olmasınlar…
Oyla
Mutlu Yıllar
31 Aralık 2009
Uzun lafın kısası: herkese mutlu yıllar.
Oyla
<<
<
1
 
Bugün Ziyaretçi : 5 - Gösterim : 5 | Dün Ziyaretçi : 5 - Gösterim : 16 | Toplam Ziyaretçi : 1.350 - Gösterim : 1.969
 
kuzeydizayn © 2010